29 Aralık 2017 Cuma

KANAL 7 ve Kore Dizileri



 Evet, Kanal 7 yayınladığı Hint dizilerinin yanı sıra Kore dizilerini de yayınlamaya başlayacak. Şubat ayından itibaren izleyebileceğiz. 

 Hepimizin aklındaki soruyu biliyorum. Dublaj? Uzun süreli Kore dizisi izleyicileri olarak Türkçe altyazıyı tercih ederiz lakin Kanal 7'de böyle bir durum olacağını sanmıyorum. Yani Türkçe dublaj kaçınılmaz. 

 Kanal 7 yayınlayacağı Kore dizilerine dair herhangi bir resmi paylaşım yapmadı ama ortalıkta dönen bir kaç dedikoduyu paylaşayım sizlerle. Şu an herhangi bir netlik kazanmadı ama kazandığında belki editleme yapabilirim sizler için.

Başrollerinde Kim Tae Hee, Yoo Ah In ve Hong Soo Hyun'un olduğu
24 bölümlük JANG OK JUNG:


Başrollerinde Seo Hyun Jin, Yang Se Jon, Jo Bo Ah ve Kim Jae Wook'un olduğu TEMPERATURE OF LOVE:



Rain ve Shin Min Ah'ın başrollerinde olduğu 16 bölümlük A LOVE TO KILL:


Başrollerinde Yoo Ah In, Kim Myung Min ve Shin Se Kyung'un olduğu 50 bölümlük drama SIX FLYING DRAGONS:


Başrollerinde Yeon Jeog Hun, Uhm Ji Won'un olduğu 20 bölümlük drama
CAN LOVE BECOME MONEY:



Başrollerinde Han Ye Ri, Han Seung Yeon, Park Eun Bin, Ryu Hwa Young, Park Hye Soo'nun olduğu 12 bölümlük drama AGE OF YOUTH:


Başroller Jung Ryeo Won ve Yoon Hyun Min'in olduğu 16 bölümlük drama 
WITCH AT COURT:


Başrollerinde Yang Jin Sung, Lee Hong Ki'nin olduğu 16 bölümlük drama 
BRIDE OF CENTURY:


Şimdilik yayınlanması için adı geçen dramalar bunlarmış. Ben pek emin değilim kesinleşmediği için ama içimdeki ses ailelere uygun uzun dramalar seçilir gibime geliyor. While You Were Sleeping dramasının da adı geçiyor ama başka bir drama daha var o 120 bölüm olduğu için o daha yüksek ihtimal eğer yayınlanırsa. 

Netlik kazandığında dramalar hakkında bilgi vermeye hazırım. ^^ Umalım dublaj bize çok batmasın...

- Fıstık Yeşili

28 Aralık 2017 Perşembe

MONSTA X TURKEY'İN TÜM MONBEBELERE HEDİYESİ; NO EXIT 5:14


Postun adından da anlaşılacağı gibi bu yazı bol Monsta X, bol Türk Monbebe içerecektir. ^^ Monbebe olmasanız dahi eğer bir K-Fan iseniz lütfen okumaya devam edin. Rica edeceğim.

Geçtiğimiz günlerde (14.05.2017) Monsta X grubunun 2. yılını kutladık efendim. Monsta X Turkey de sadece Türk Monbebeler değil diğer Monbebeler için de sürpriz bir hediye hazırlamak istedi. Kutlama olduğu için hayranların sevineceği, eğleneceği bir şey olmasına karar verildi. Böylece bu oyun ortaya çıktı; "No Exit 5:14".

MONSTA X TURKEY'İN TÜM MONBEBELERE HEDİYESİ; NO EXIT 5:14


Bu oyunu kolayca bilgisayarınıza kurabiliyorsunuz. (Ne yazık ki sadece bilgisayara inip kurabiliyorsunuz.) Kurması gerçekten çok basit ama sizler için bir de görsel kılavuz hazırlandı.


İndirme linki:
https://mega.nz/#!zt8zlJ5J!dlyR5f7uZ-FNwyKGpSDmSPEh8NU0yjYWKwVlrWLZdb4

Oyun konusunda Monsta X'in dikkatini çekmek adına, oyun ile ilgili paylaşımlarınızı (Twitter, Instagram vb.) #MonbebeForMonstaX tagı altında Monsta X'in resmi hesaplarını etiketleyerek paylaşabilirsiniz.

Oyundan bir kaç görüntü ekleyelim.





Umarız eğlenerek ve stres atarak oynayacağınız bir oyun olur. ^^

- Fıstık Yeşili -

A GIFT FROM MONSTA X TURKEY TO ALL MONBEBE; NO EXIT 5:14



It was a great day for all Monbebe around the world! On this day where we have gained 7 beautiful men, we wanted to share another small project as Monsta X Turkey.

No Exit 5:14; it's a fan game for all the Monbebe on behalf of Monsta X's 2nd year anniversary prepared by Monsta X Turkey!

You can easily set up and play the game with your computers. 


Download link:
https://mega.nz/#!zt8zlJ5J!dlyR5f7uZ-FNwyKGpSDmSPEh8NU0yjYWKwVlrWLZdb4

We would like to thank our friend Kubra and PistachioGreen who helped us present this game to you!

To connect with other Monbebes who play the game, you can share screenshots of the game with the hashtag #MonbebeForMonstaX ~

For the most beautiful fandom, happy playing.

Adding some screen shot.

 


We hope you have fun! 

- Pistachio Green -

27 Aralık 2017 Çarşamba

SHINee Jonghyun'a Veda...


 Merhaba. Bu yazıyı yazmazsam içimi dökemeyeceğimi hissettiğim için yazmak istedim. Ama lütfen... Kaldıramayacak arkadaşlar okumasın. Çünkü ben bu yazıyı yazdıktan sonra toparlanmak adına okumayacağım bir daha... Günlük tutmayı beceremediğimden buraya dökmem gerekiyor gibi hissettim içini. Beni anlayacağınıza o kadar eminim ki...Bir hafta olmasına rağmen ilk gün ki gibi...

Ve kronolojik olarak gittim, bazı şeylerden haberiniz yoksa diye... Yazarken yeniden yaşasam da her detayda nasıl hissettiğimi bilmenizi istedim. Çünkü artık içe atmayı bırakmamın vakti geldi.

*

18 Aralık sabahın çok erken saatlerinde inanamayacağım bir haber ile karşılaştım internette. Dedim ki, "Doğru olduğuna inanmak istemiyorum." 

 Ama bir çok idol sosyal medya hesaplarında baş sağlığı dileklerini iletiyordu. Dakikalar geçtikçe bu benzer postlar çoğaldı. Tek bir haber ile zaten sabahın erken saatlerinde herkes gücünü kaybetmişti. Ben daha önce Kore fandomlarının bu kadar birlik içerisinde olduğunu görmemiştim. 

 Zaman ilerledikçe yeni uyanan insanlar internete girmeye başlamıştı. İçimde öyle bir istek vardı ki onlara, "Hayır, yok öyle bir şey merak etmeyin. Bu tamamen yalan haber." demek istemiştim.

 Bizzat Shawol olan arkadaşlarımın Twitter'a bıraktığı acı dolu yazıları gördükçe boğazıma düğümlendi her şey. O kadar içim çekilmişti ki... Bir süre Twitter'a girmek istememiştim. Hala bir umutta döndüğümde, "Ölüm haberi onaylanmadı, bu haber yalan çıktı." demelerini diledim. Aklıma Rise ve EunB geldi... Aynı acı belki de daha fazlası... Çünkü Rise ve EunB'yi o kadar derinden tanımıyor, programlarını izlememiş ve şarkılarını güncel takip etmemiştim. Ama Jonghyun herkes için farklıydı. Zaten hep böyle düşünmüştüm. Ne yazık ki düşüncelerimin vefat günü doğru olduğunu gördüm. 

 Sadece 1 saat dayanabildim. "Yalan haber, yaşıyor" yazısını görebilmek için sırf, 1 saat sonra Twitter'a girdim. 

 

Döndüğümde internete yayılmış bu fotoğraf ile karşılaştım. Shawollar Jonghyun'un kaldırıdığı hastahaneye akın ediyordu. Önce nedeni ve durumu belli değildi. Sadece intihar diyorlardı. Bir umut intihar olmasına rağmen yaşamasını diledik. Benim gibi bir çok hayran Twitter'a girmek istemiyor ama yaşıyor kelimesini duymak için durmadan takip ediyordu. Yavaş yavaş herkes iconlarını değiştirmeye başlamıştı. Siyah yapanlar uyarıldı, dediler ki... Jonghyun'a siyah yakışmaz. Açık renk yapalım. 

İster istemez güzel haber beklerken şarkılarını, bestelerine göz gezdirdik. Aslında hep haykırmıştı hislerini, düşüncelerini. Asla kendi üzüntüsünü saklamadı. Ne hissediyorsa ve düşünüyorsa onu söylüyordu. Bazen mütevazi çocuk diye yorumluyorduk söylediklerini. Çünkü bize göre Jonghyun asla yetersiz değildi ve kendini öyle görmemeliydi... 

 En yakın arkadaşları da güncellemeler de bulununca iyiden iyiye umutlarımız tükeniyordu. Hastane önünde Shawollar bekliyordu. Dakikalar geçtikçe çoğalıyorlardı. SHINee üyelerinin hastahaneye geldiği söyleniyordu. Resmi bir açıklama gelmiyordu ama SM programlarını hızlıca boşalttı tüm idollerinin. 

 Aniden bir Tweet yayıldı... Yaşıyor diye. Kalbimin orta yerindeki solan çiçek hızlıca başkaldırdı. Bulutlar ardından güneş sızdı ve o çiçeğe yöneldi. Aynı böyle hissetmiştim. dedim lütfen, nolur dayan. Başka bir Tweet gördüm. "Müslüman arkadaşlara, bizim Allah'a sahip olduğumuzu hatırlayın. Dua yoluyla Allah ile konuşabiliriz. Allah her zaman bizim yanımızda." 

 Ettim. Dili, dini, ırkı ne olursa olsun... İyi bir insan ve güzel bir kalbe sahip olduğu için dualar ettim. Lütfen, iyi haber gelsin diyordum. Lütfen. 

 Jonghyun'a kalp masajı yapıldığı ve hayata döndürüldüğü haberi yayılmıştı sosyal medyada. Kalp ritmim inanır mısınız bilmiyorum ama hızlandı. Bu deli bir umuttu belki ama delicesine yaşamasını diliyordum. 

 CPR (kalp masajı) haberinden sonra idollerin bazıları baş sağlığı dilediği postları silmeye başladılar. 

 Sayfada Jonghyun duyurusunu ben yazmak durumunda kalmıştım. Onu bile uzun bir sürede yazmıştım çünkü kelime bulamıyor, üzüntüden deliriyordum. Bir umut diyerek yazmayı erteliyordum. Sayfada paylaşım yapılmama sebebini duyurmak zorunda kalınca yazmıştım... Ama sonra dedim ki, lütfen bu yazıdan sonra bana özür yazısı yazdır Allah'ım. Yanlış habermiş, yokmuş öyle bir şey özür dileriz Jonghyun yaşıyor dedirt bana...

 Bazıları her şeye inanmayın diyordu. Ama ben 8 yıl önce tanıdım Super Junior'u. Sayelerinde kardeşleri SHINee'yi... Shawol olmadım belki, köşesinden döndüm. Ama grup aktivitelerinden tutun da bireysel aktivitelerini takip ettim. Katıldıkları programlar, grup olsun bireysel olsun... İzlemeye çalıştım. Şarkıları... hiç birini kaçırmadan dinledim; kliplerini izledim. Yani bu çocuklarda yaşam sevincimin bir kısmıydı. Ölüm haberini almama rağmen umut kırıntılarımla oturup beklemem normal değil mi?

 Umutlanmak istemiyorduk ama aynı zamanda umudumuzu da yitirmek istemiyorduk. İyi haber için bekliyorduk öylece hiç bir şey yapamadan. Kyuhyun'da yaşadığımız mucizeyi tekrar diledik. Sonra...
SM resmi bir açıklama yaptı. O an... hissettiğim şeyi asla ama asla unutamam. Tüm umudumla gökyüzüne kadar fırlatmıştım kendimi sonra resmi açıklama geldi ve ben o yükseklikten aşağıya çakıldım. İçim soğudu. Tüm gün kendimi sıktım. Bitti mi, dedim... Bitmiş olamaz. İnanmak istemiyorum. Hayır, inanmayacağım.

 Sonra SHINee Türkiye sayfaları hayatlarındaki en zor, acı paylaşımı yaptılar... Resmi açıklamayı çevirdiler. Bu çok ağırdı. Diğer Türkiye sayfaları için bile zorken... Dünya gündeminin yanında Türkiye gündemine de girdi Jonghyun... Türkiye'deki insanlar onu tanıdı... Nasıl isterdim iyiliği ile, kalbi ile, yaptığı şarkılar ya da yaptığı geri dönüş ile o gündeme girsin... Böyle harika biri son gününde tanınmamalıydı... 


Jonghyun'u iyi ve güzel hatırlamak adına gülen gifleri, videoları paylaşılıyordu... O harika kahkahası... Başa sarıp sarıp dinlemeye başlamıştım. Delirmek üzereydim. Zaten arada Hyeya açar, tüm gün başa sar derdim şarkıyı mp3ümde. Ama hep şarkıyı sevdiğimden dinlerdim ardı ardına. O gün bir daha duyamayacakmışım gibi hissettiğim için dinlemeyi bırakamadım. 

 Sonra tam sebebi çıktı ortaya. 27'sinde daha hayatının en güzel ve en ideal zamanında olan bir genç erkek. (Bize dışarıdan öyle görünüyor tabi ki...) Öğle saatlerinde bir mekan kiralıyor. Ablasına mesaj atıyor. Ve yaklaşık 2 saat sonra kimsenin bilmediği o mekanda ölü bulunuyor. Sebep? Tavadaki kömür briketleri... Her şeyi kendi, bilerek yapması... Canımın acısını anlatamıyorum, yapamıyorum. 

 Benim bir planlayıcım var. Hafızam kötü olduğu için sürekli tarihleri not ederim. Ne yazık ki o koskoca planlayıca unutmayacağım nadir tarihlerden birisi 18 Aralık günü. Üstünü çizebildim sadece. Üzerine o gün neyi ifade ediyor yazamadım. Sonunda Hyeya dinlerken, elimde kalemle öylece hıçkırıklara boğuldum. Tüm gün kendimi tutmuştum. Ağlamamaya sözleşmiş iki gözümde kendini bıraktı. Müziği daha da açtım ki kimse pek duymasın. 

 Ya o gittikten sonra şarkılarının çoğunun listelere yeniden girip zirvelere tırmanması? Tüm o listelerin canı cehenneme. 

 Bir de bu kadar derinden acı çekerken kendini bilmez insanların yazıları çarptı gözüme. Hiç birimizin bu ağır üzüntüsü Jonghyun idol ya da şarkıcı diye değildi. Mesela ben, hayvanlara çektirilen eziyetleri, duvarlara çarpılan bebeği gördüğümde, Afrika'daki aç susuz kalan insanları gördüğümde de aynı oranda üzülüyorum. Çok hassasım. bunu sevmiyorum ama sırf bu olaylarda günlerce acı çekip üzülebiliyorum. Onları da tanımıyordum yakından, Jonghyun'u da. Bununla dalga geçilmesine anlam veremiyorum. 


  Lütfen bizlerde daha fazla o insanları yaralayan kişilerden olmayalım. En azından bu satırları okuyan kişilere sesleniyorum. Artık sanmıyorum ama olurda hala aranızda birine, birilerine anti olan varsa... Tarihe gömsün bunu. O kişiyi umursamasın madem nefret ediyorsa. O kişi hakkında nefret içeren yorum yapmasın. Lütfen... Gördüğünüz gibi sonuçları geri döndürülemez şekilde ağır olabiliyor.

 Bizler için önemsiz gelen tek bir cümleli yorum o insanların aklına, kalbine işleyebiliyor. Jonghyun onu hayata bağlayan şey müzikken en büyük sorununu da müzik haline getirmişti. Sürekli kendini eksik görüyor, yetersiz buluyor, beklentileri karşılayamadığını söylüyormuş arkadaşına. Jonghyun bir çok arkadaşa sahipti. Evet bunu hepimiz ne yazık ki cenazede de gördük. Ya da taziye dileklerinde... Ama Jonghyun bana hep kendi etrafına duvar çeken insanlardanmış gibi geliyordu. Hayır öyle değil. Kesinlikle insanlara samimi davranan birisiydi. Sadece bu duvarlar kendi sorunları mevzubahis olduğunda çevresine iniyor gibi hissediyordum. Yani sorunları da vardı arkadaşları da ama... Hiç birine detaylıca açıldığını sanmıyorum. Tek bir arkadaşına bahsetmiş. Aralık ayı boyunca ölümden bahsetmişler. Jonghyun bunu aşacağına inanıyormuş. 

 Jonghyun uyku hapları olmaksızın uyuyamıyormuş... Uykusuzluğun ne demek olduğunu ben çok iyi biliyorum. Son 3 yılım uykusuz geçti. Sabah kahvaltısına hiç uyumadan geçtiğimi biliyorum aylarca. O yatağa her yattığında neler düşündüğünü tahmin edebiliyorum. Çünkü benim aklımdan geçenler onun eminim ki 1/1000i. 

 Bu sektör hakkında neler neler yazabiliriz ki... Uzar gider. Hepimiz şaşalı harika sahne şovlarının arkasında çekilen acıları, uykusuzlukları, düşünceleri biliyoruz. 

 Jonghyun giderken demiş ki "Çabaladığımı bilsinler." Bence bu şu anlama geliyor: " Ben hemen bu yolu seçmedim. Savaştım. Kendim, sevdiklerim ve beni sevenler için üstesinden gelmeye çalıştım.  Yeni ilaçlar, tedaviler gördüm. Yoruldum. Artık nefes alamıyorum. Boğuluyorum. Tek çarem bu artık." Evet şu kısacık cümle bana çaresizliği hissettiriyor. 



 Jonghyun sen kesinlikle yetersiz değildin. Fazlaydın sen bu sektöre. Sadece seni böyle hissettirmeye yol açtı bu endüstri. Tüm yetenekleri bozuk para gibi harcamaya meyilli bir müzik sektörü var. SEn iyiydin. Harikaydın. Kalbimize dokundun. Giderken bile...

 Normalde hayranların aileleri bu fanlık işlerini pek sevmez. Hayal dünyasında yaşıyor gibi algılanırız. Benimkiler de öyleydi. Fakat Jonghyun'dan bahsettiğimde babamın da boğazında bir şey düğümlendi. Kendimi harap etmemem gerektiğini söyledi. 

Sonra onun son mektubu çevrildi İngilizce'ye... Yutkundum, derin bir nefes aldım ve öyle başladım okumaya. Hangi noktasından bahsetsem ki. Mektup hakkında konuşmak acımı aşırı deşiyor. Üyelerden, ailesinden çok doktorundan bahsetmesi... Ona yüklenmek istemiyorum ama Jonghyun'un içine her söylediği acı ile işlenmiş... Ne yazık ki büyük bir payın o doktora ait olduğunu düşünüyorum. Bana kızmayın bu konuda. Düşüncem gerçekten bu. Tek sorumlu o değil kesinlikle ama...


 Instagram üzerinden yaptığı bir yayında birisi "yılın sonunda ne yapmayı planladın?" diye soruyor. Jonghyun ise cevaben diyor ki: "Aralığın sonunda biraz dinleneceğim."

Geri dönüş var arkadaş nereye dinleniyorsun da diyememişiz... Jonghyun bir değil binlerce ipucu vermişti ona elimizi uzatmamız için. En çok da canımızı bu yaralıyor. Bilemedik ki. O sözlere odaklanamamışız. 


  Şu çiçekler bile kapıldığın ölümü güzelleştiremiyor. Sen güzeldin. Kalbin güzeldi. Gülüşün güzeldi... 

 Cenazaye duyduğuma göre 10.000 kişi katılmış. Ve bu bir rekormuş... Herkes seni seviyordu Jonghyun. Sense kendini o çok sevdiğin müzikten daha az... 

 Jonghyun'un adı 27 Club'a eklendi... Bu kulüp, 27 yaşında vefat eden  ünlülerden oluşuyor...


Pearl 5HINee Turkey sayfasının paylaştığı bir yazı: "Okumaya üşenmeyin bundan sonra. O upuzun röportajları, paylaşımları. Idolleri sakın mutluluk maskesine büründükleri varyetelerden ibaret sanmayın. Sizi "sadece" eğlendirecek birer palyaço hiç değiller. Düşünün şarkılarının ardındaki anlamları, ses verin radyolardaki sözlerine."

Ne kadar haklı...



The Universes Star'ı hiç izlediniz mi? Bir sahne vardı. Suho maskeyle durakta duruyor ve oturan kızın kendisine internetten nefret yorumu yazdığını görüyor. Kız eğilip bakan Suho'ya bakıyor kulaklığı çıkarıp.Kulaklıktan gelen şarkı sesi yine Suho'nun. Suho maskesini indiriyor. Ve sonrasında kız Suho'nun yüzünü görünce hemen siliyorum diyor. Yani şuraya geleceğim... Bu idollerle karşılaştığınızda yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyleri internette atıp tutmayın. Çünkü inanın her birini okumaya çalışıyorlar.



Bir arkadaşın whatsapp ihbar hattından yaptığı bilgilendirme sonucu akşam ana haberlerde Jonghyun'u gördük... Diyorum ya keşke Türkiye de dünya da sadece onu harika sesiyle tanısaydı...

Daha sonra cenazeden bir kaç görüntü düştü timelinea... Minho'yu gördük ilk defa o geceden sonra... Her geleni karşılıyor, gideni uğurluyordu... Çok güçlü görünüyordu. Bazen gülümsüyordu... Ama solgun suratı... Ne yazık ki çok cenaze gördüm. O kadar yıkılan kişi arasında mutlaka birisi dik durmalı. Ama o kişinin de gizli saklı yerde haykırarak ağladığına şahit olmadığımı söyleyemem. O güçlü rolü yapmak sandığımızdan daha zordur aslında. O kişide ne yazık ki Minho'ydu...



Cenaze arabasına bindiğinde Jonghyun'un sadece resminin bulunduğu çerçeveyi okşadığını asla unutamayacağım...

Daha fazla yazamayacağım bu posta, kalbimdeki acı büyüyor... Son cümleye kadar okumaya devam eden varsa teşekkür ederim... İçimi başka türlü dökemiyordum bir haftadır. Dediğim gibi içim bir nebze soğudu. Ama geri dönüp bu yazıyı bir daha okur muyum ben bile bilmiyorum. Şu ara maskemi takıyorum kendi hayatıma devam etmek için.


Jonghyun'un anısına neredeyse tüm şehirlerde helyumlu balonlar uçuruldu gökyüzüne... Ben gitmek istemiştim ama bazı sebeplerden ötürü iki buluşmaya da gidemedim. Galiba ben nedense hala hazır hissedemiyorum uğurlamaya galiba... Hala yaşıyormuş gibi geliyor...







Bu fotoğraflar Jonghyun'un cenazesinin olduğu günden... Rengi "Pearl Aqua" olarak tanımlıyorlar. SHINee&Shawol rengi gibi... Ay bir süre o renkteydi... Hayranlar cenaze sonrasında, Jonghyun'un cennete vardığını bizlere haber verdiğini söylemişti bu fotoğraflar için. Ve kaderin cilvesi midir bilinmez... Ay en son bu renge 1990 yılında yani Jonghyun'un doğum yılında bu renge bürünmüş...

Bir de ufak bir detaydan bahsedeceğim... Şirketlerin çoğu programlarını boşalttı. Ama ne yazık ki Japonya'da etkinlikleri, Kore'deki bazı etkinlikler iptal edilemedi. Bunun sebebini sponsorlara ve Japonya'da işin içinde başka şirketlerin de olmasına bağlanıyor. Bilginize... Hani bu geri dönüşler neden ertelenmedi, bu konserlerde ne işleri var dediyseniz diye.... 

Bu arada SM son albümü yayınlar mı hiç bir fikrim yok... Jonghyun gitmeden önce hayranların üzüleceğini bildiği için bir şarkı yazmış... En azından o şarkı digital olarak yayınlansa... Bilemiyorum bence bu albüm yayınlanmalı gibi hissediyorum... 

Umarım Jonghyun şu an huzur içerisindedir ve kız kardeşlerine göz kulak oluyordur...




- Fıstık Yeşili

5 Aralık 2017 Salı

Monsta X 2018 Takvim Çekilişi


Selam.

Size post yazmayalı uzun zaman oldu. Aslında bu postu da çok daha önceden yazmam gerekti ama internet sorunlarım hala devam ettiği için paylaşamadım. 

Öncelikle Monbebe'nin ilgilisini çekecek güzel bir Twitter çekilişim var; Monsta X'in süslediği 2018 Takvim çekilişi.

Aslında çekişi 20 Kasımda başlatmıştım ama burada duyurmakta geciktim. Neyse geç olsun güç olmasın değil mi efendim? :))

Takvimizin görünüşü şu şekilde:
(Tasarımın çalınmaması için buğulanıp, boyutu küçültüldü.)



Bu çekilişe katılmanız için yapmanız gerekenler;

- Twitter hesabımı takip etmeniz (@basturkmerve), çekiliş için paylaştığım tweeti favorilerinize eklemeniz ve RT etmeniz. (Tweet için tık)
- Favorilere ekleyip RT ettiğiniz tweete yorum olarak 2 arkadaşınızı etiketlemeniz gerekmekte.

Çekişi sadece Türkiye sınırları içerisindeki şanslı arkadaşımız kazanabilecek ve sadece bir kazanan olacak.

Katılmak isteyenlere başarılar!

Yeşil günler.

- Fıstık Yeşili -

2 Temmuz 2017 Pazar

Çeşme'den Bir Fıstık Yeşili Geçti


Merhaba, bu kez sizlere etkinlik ya da k-drama postu ile gelmedim sevgili okuyucular.

Bugün günü birlik ailecek gittiğimiz Çeşme gezimizi anlatacağım. ^^ Belki gitmek isteyenler, gidemese de görmek isteyenler olabilir diye paylaşmak istedim. 

Aslında Çeşme'ye gitmek gibi bir fikrimiz yoktu, yola çıktıktan sonra otobanda Urla'ya giderken kendimizi Çeşme yolunda bulduk. Yol üstünde verilen ani bir karardı. Sonra dedik tamamdır bugün keşif günü... Arada ailecek bunu yapıyoruz zaten. 

Her neyse. Önce Çeşmeye girdikten sonra kısa bir süre sonra Dalyan'da kendimizi çok garip site sarmalında bulduk. Araba bizi "Ladin Otel"in oralara kadar götürdü. Bu görüntüler Ladin Otel'den ve onun karşısında bulunan bir beachten... 




Görüntüde bulunan denizi gayet temiz, dibi taşlı ve oldukça derindi. Ladin otelin karşısındaki beach oldukça sığdı. Galiba sonradan doldurulan bir alandı. Otele ait alan tahmin ettiğiniz gibi dışarıya kapalıydı. Harika bir iskelesi vardı ama. Şezlonglar ahşap iskelenin üzerinde tamda güneşe karşıydı. 

Site ve evler de harikaydı hani. Sessiz, sakindi... Ah bu arada neden Çeşme tatil gününde kalabalık değildi derseniz... Ne yazık ki İzmir'in incisi Çeşme'de büyük bir sorun yaşanıyor şu günlerde. Denize giren insanlar denizden vücutlarında petrol atığı taşıyarak çıkıyor. Girenler sosyal medyada sürekli vücutlarındaki siyah bölgeleri çekip atıyor. :( Atık denizin dibinde, toprağın altındaymış ve öğrendiğime göre bu sorun 10-15 yıl daha sürebilirmiş, anca temizleniyormuş deniz. 

Bugünkü tecrübelerime dayanarak sakin, çok fazla insan akınına uğramayan koyların bu soruna pek karışmamış olduğunu söyleyebilirim. Devam edeyim. :)

Daha sonra yol bizi "Pırlanta" sahiline götürdü. Pırlanta deme sebepleri de bembeyaz kumlar güneşte öyle  bir parlıyor ki... Ben abartı falan sanmıştım ama gerçekten harika. İncecik, beyaz kuma sahip... Günü birlikçiler, karavanıyla gelenler... Ortam fazlasıyla cümbüştü. Aşırı bir dalga vardı. Denizi de çok temiz değildi açıkçası. Kuma bir şey diyemem ama deniz... Cık. Birde yanlış bilmiyorsam sörf eğitimi veriliyormuş orada. :)




Oradan da yolumuz "Altınkum"a düştü. Ama orası pek içimizi açmadı ne yalan söyleyeyim. Neden mi? Halk plajına hiç rastlamadık aksine her yer beach... [Ama bildğiniz halk plajı falan varsa oralarda lütfen bana yazın. kkk ] Babam daha önce hep oraların normal plaj olduğunu söyledi. İzmirliyiz ama İzmir'i tanıma ve keşfetme fırsatımız hiç olmayan bir aileyiz desem yeridir. Yani ilk defa tanışıyor gibi gezdik Çeşme'yi. Kaldı ki ben en son 2 yıl önce çalıştığım mimarlık şirketiyle çeşme ölçüsü almaya gitmiştim. Tadını çıkartmak için vaktim yoktu bile... Ay yine lafı dolandırdım. ^^ Ne diyorduk? Heh. Hande Yener'in "Neon" beachi falan hep oralarda bu arada. Fun beachi falan gördük... Evet hani şu tanesi 90 liradan lahmacun yenilen yerlerden... Giriş sadece 60 TL. Üzerinize afiyet bizde gözler büyüdü ve ortamı terk ettik. Tüm gün kalınacak olsa verilebilir ama beş dakikalık için değmezdi. 

Daha sonra yolumuza Altınkum'a yaklaşık yarım saat uzaklıktaki "Deliklikoy" ile devam ettik. GPRS bizi öyle bir aldı götürdü ki çok garipti. Gidene kadar doğruluğundan emin olamadık. Ama neyseki doğru bir hedefe vardık. ^^ Deliklikoy ve halk plajına varmak Altınkum tarafından oldukça zordu. Hani derler ya dere tepe düz gittik diye... Aynen de öyle. Ne bir eksiği ne bir fazlası... 


Bu harika denize sahip olan yer Deliklikoymuş. Tabi biz bu gezdiğimiz her yeri neredeyse ilk defa görüyoruz. Halk plajında iki sene önce düğün fotoğraf çekiminde bulunmuştum. Fotoğrafçı geride Deliklikoy var demişti. Kısmet bugüneymiş. Bu arada deniz resmen uyuyordu! Çarşaf gibiydi. Ve en önemlisi de Deliklikoy dahil tüm plajlarda lüks tekneler, yatlar vardı. Kim bilir hangi ünlüler dibimizdeydi? 

Denizi tertemizdi. Kumsalı yoktu, aksine hep kayalıktı. Sığ mı ya da derin mi yüzmediğim için bilmiyorum ne yazık ki. Ama insanlar oldukça eğleniyor ve sevmiş gibiydi.


Deliklikoy'un ardında gördüğünüz tekneli yer de halk plajı. Keşke unutmasaydım da çekseydim. Giremedik bile. Park halindeki arabalar öyle bir doldurmuşlardı ki orayı... Tepeden görebildik ne kadar kalabalık olduğunu. Açıkçası iğne atsan yere düşmeyecek, insanlarla dip dibe oturmak istemediğimiz için arabayı bir yere park edip inmedik bile. 

Oradan da Alaçatı'dan geçtik. Herkes öyle yorulmuştu ki, kimsenin gözü gezmeyi görmedi bu nedenle hemen eve döndük. Ama yine gitmek için sözümü aldım tabi ki. Bundan sonra bu şekilde keşif günlerimiz olacağı konusunda anlaştık. Çandarlı, Urla, Seferihisar, Karaburun... Allah nasip ederse yine bu tarz yazılar yazarım okundukça. Vlog ya da gezi blogu pek tarzım değil ama hiç gitmeyenler için sadece fotoğraf bile olsa paylaşırım. ^^



Bunlar da Çeşme'nin meşhur rüzgar türbinleri. İki senede eklendikçe eklenmiş. Çok şaşırdım. Hatta yıkılmış bir köyün bile dibine yapılmışlardı. Keşke rengarenk olsalarmış. Geçerken dedim ki, bu türbinler Kore'de olsa kesin ticari zekalarını falan kullanırlardı. Ne bileyim rengarenk olsalar, dağlarda rengarenk çiçekler olsa, yol üstünde ailecek eğlenilebilecek bir alan olsa... O yolda ayak sürekli debriyajda fena oluyor yahu. Bir soluklanmak için Starbucksdan başka bir şey göremedim. *Heol* 

Bu postlukta bu kadar olsun. Gezi blogu değiliz ama ilk defa böyle bir geziyi sizlerle paylaşmak istedim. Umarım hoş vakit geçirmişsinizdir minnoşlarım. Sonraki postlarda görüşmek üzere.

Bana ulaşmak ya da çektiğim fotoğrafları takip etmek için takip edebilirsiniz:

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Son Zamanlarda Dramalarda Neler Oluyor? #26


Herkese merhabalar. 

Bu seriyi sizler için aylara bölmüştüm. Yani sık sık kısa da olsa güncelleyecektim. Fakat serinin okunma sayısı oldukça düştü. Artık sevmiyor musunuz bu tarz postu? :(  Bu seriye son vermek istemiyorum ama okunmazsa yazmamın pek anlamı yok. Zira sizler için yazıyorum bu postları. :( Her neyse. Konuya girişiyorum. :)

Man to Man: Kesinlikle izlenmesi gereken bir bromance tarzı dramalardan. Ayrıca aksiyon, komedi ve aşk karışımı bir drama. Park Hae Jin'in oynadığı karakter yer yer bana çok farklı gelmişti ama kısa zamanda alıştım. Açıkçası yüzde yüz önerdiğim dramalardan birisi oldu kendisi. 

My Secret Romance: Mini dramaymış final bölümü geldiğinde şok içerisinde anladım ne yazık ki. Sung Hoon başroldeyse o drama kesinlikle mini drama oluyor. Bu da beni üzüyor. SungSong couple beni aşırı cezbetti. Song Ji Eun'u çoğunlukla Heo Young Ji'ye benzettim ama olsundu. Eğer eski tarz Kore draması izlemek istiyorsanız kaçırmayın derim.

Şimdi Haziran ayı dramalarına sizler için tanıtıma ekleyeceğim. ^^ Bu arada değinmek istediğim bir şey var dramalar ile ilgili. +32 bölüm gözünüzü korkutmasın. Bildiğim kadarı ile aslında eski sistem ile 16 bölüm fakat Çin, Kore dramalarının çok uzun olduğundan yayınlama sorunu yaşadıklarını belirtmiş. Kore de çareyi bir bölümü ikiye bölerek yayınlamakta bulmuş. Anlayacağınız yeni sistem aslında eski sistemle aynı şeye denk geliyor Kore ve bizler için. Sadece Çin bir günde yarım bölüm yayınlıyor.

Başrollerinde; Flower Boy Next Door dramasından tanıdığım Yoon Si Yoon, I Miss You, Lovers of Music, Nine Plus Boys'dan tanıdığım Lee Se Young ve The Producers, Because it's first time, Goblin dramalarından tanıdığım Kim Min Jae'nin olduğu 32 bölümlük drama The Best Hit:


Dramada aynı zamanda Loving You, The Producers, Love in the Moonlight, The Legend of the Sea dramalarından, My Sassy Girl, Windstruck, Sad Movie, My Might Princess, Hello Ghost, Never Ending Story, Steal My Heart filmlerinden tanıdığım Cha Tae Hyun da var. Dramada idol grup üyeleri de yer alıyor. Mesela; WJSN/Cosmic Girls üyesi Bona ve Astro Chae Eun Woo.

Ben izlemeye başladım. Eski sistem ile 16 bölüm olan bir drama. Absürt ve abartıda var ama inanın rahatsız etmiyor komik bir şekilde. Konusuna gelecek olursam; Yoo Hyun Jae 1993'te en popüler sanatçılarındandır. Fakat bir gün garip bir şekilde ortadan kayboluyor. Hayranları, sevdiği kadın yasa giriyor. Fakat bir gün çok garip bir şey oluyor ve Hyun Jae kendisini hafızasını kaybetmiş bir şekilde 2017 yılında buluyor. Hem de nerede ve ne şekilde? :D Hafızasının yerine gelmesi için sığındığı yer ya aslında kendi oğlunun evi çıkarsa? İşte bizleri komedi sarmalı bekliyor. Dramada Hyun Jae'nin kayboluşunun perde arkasını izliyor olacağız. ^^ Şimdi sizlerle trailerlarını paylaşayım ki izlemeyenler bir fikir edinebilsin. 


(Ayrıca bu şarkıyı cidden çok sevdim. "Taşi marhaebaa..." :D:D)


Başrollerinde; The Spy, No Blood No Tears, Welcome to Dongmakgol, Murder Take One, The Divine Weapon, Castaway on the Moon, Countdown, Confession Murder, The Plan Man filmlerinden tanıdığım Jung Jae Young, Marrying the Mafia filminden tanıdığım Kim Jung Eun ve Yang Se Jong'un olduğu 16 bölümlük drama Duel:


Dramada insanların klonlarının arasındaki çekişmeyi konu alıyormuş. Bir dedektifin kızı ortadan bir gün kayboluyor. Dedektif kızını ararken o gün birbirinin aynısı olan iki adam görüyor. Galiba bizler de dedektifin kızını ararken bu klonlarla arasındaki savaşını izleyeceğiz. 

Açıkçası dramanın adı basında çok yer aldı. Afiş ve tanıtımlarda drama oldukça sinematik bir tavır sergilemiş. Ayrıca drama bir OCN draması. Yani bu kanalın markası ile yayın hayatına başlıyor. OCN dramalarını izleyenler bilir ki kanal hep kalitesini konuşturur. Mimlenmiş bir kanalda harika bir drama diyebiliriz anlayacağınız. Trailerını izleyince denilenlere hak vereceksiniz.


Başrollerinde; God's Gift dramasından, Classic, Perfect Game filmlerinden tanıdığım Cho Seung Woo ve Master of Study dramasından tanıdığım Bae Doo Na'nın olduğu 16 bölümlük drama Secret Forest:


Şimdilerde savcı olarak görev yapan Hwang Shi Mok, çocukken geride duygu eksikliği bırakan bir beyin ameliyatı geçirmiştir. Hem aklı başında, mantlıklı bir adam hem de soğuk ve yalnız bir adamdır. Bir gün bir dava ile karşı karşıya gelir ve yüzbaşı polis olan Han Yeo Jin ile yolları kesişiyor. Rüşvet alımını sonlandırmak ve bu cinayet zincirini çözmek için birlikte çalışmaya başlarlar.

Benim hemen başına oturacağım bir drama değil ama izleyeceğim kesin. Çünkü trailerları dikkatimi çekti. ^^ Sizde izlemek istersiniz belki diye trailerları şuraya bırakıverdim. 


Başrollerinde; Faith ve Angry Mom dramalarından tanıdığım Kim Hee Son ve Scent of A Woman, I Do I Do dramalarından, S Diary, She's on Duty, The Worst Guy Ever ve The Five filmlerinden tanıdığım Kim Sun A'nın olduğu 20 bölümlük drama Woman of Dignity:


Bir zamanlar uçuş görevlisi olan Woo Ah Jin, kayınpederinin iflas etmesiyle kocası tarafından aldatılır. Park Bok Ja ise sosyeteye girmeye çabalayan bir kadındır. Dramada Woo Ah Jin'in dibe vurmasını ve Park Bok Ja ile yollarının kesişmesini izleyeceğiz. ^^

İkiside sevdiğim oyuncular lakin açıkçası izleme listemde yer almayan bir drama. Sizler izlemek isterseniz buraya trailer bırakıveriyorum.


Bu postlukta bu kadar sevgili okuyucular. ^^ Temmuz ayı postunda görüşmek üzere. ^^